04 Ağustos 2008

Değirmenci

İçine kapanık bir Anadolu köyünde Emin adında genç bir değirmenci yaşardı.Emin köylünün ekmek ihtiyacını karşılayacak unu yapardı ancak genç olmasına rağmen hafta sonuna ancak yetiştirirdi unu.Köylü halinden şikayetçi değildi tam zamanında Emin yetişir işlerini görürlerdi ama bir gün köye bir misafir geldi.Köyde misafir olmakta kral hayatı gibidir tüm köylü sizi ağırlamak için yarışır adeta sütler,ballar,peynirler yediğiniz önünüzde yemediğiniz ardınızdadır bir kuş sütü eksiktir sofranızda ama o boşluğu da köy ahalisinin tadına doyamadığınız sohbeti tamamlar.Köye gelen bu misafir iki hafta kalır oradaki yaşamı,köylünün uğraşlarını,çocukların oyunlarını,Emininin unu için sıraya girişleri bile öğrenir ve bir akşam toplanmış çay içerlerken Eminin kaşlarını çatarak dinlediği bir fikir atar ortaya ‘Arkadaşlar beni iki hafta yerinizde yurdunuzda ağırladınız,misafir ettiniz sağ olun.Bende sizlere borcumu ödemek isterim burada kaldığım iki hafta içinde gördüm ki hepinizin eşleri,çocukları Eminin değirmeninde öğüttüğü unu almak için sıraya giriyorsunuz,fakat aldığınız un sizin ancak bir haftanızı karşılıyor.Arkadaşlar ben size bu değirmende üç haftanızı karşılayacak unu öğütürüm’ Köylerine gelen misafirin böylesi bir fikir ve teklif ortaya atmasına biraz şaşıran biraz küstahça bulanlar oldu ama ortada birde hayal bulutları dolanıyordu herkes mırıldanır bir halde ‘bir hafta nerde üç hafta nerde’ diye söylenmeye başlamıştı ki yaşlılardan biri ‘ey oğul sen bize üç hafta yetecek un öğüteceğini söylersin peki ama bu işi nasıl becereceksin?Bizi değirmenimizden de etmeyesin.Elimizdekinden de olmayalım’ der.’Hayır amcacığım sizler evlerinizde iken ben değirmeni gezdim dolaştım bence Emin arkadaş biraz aheste çalışıyor ben bu işi yaparım eğer yaparsam da köyünüzden kendime bir küçük ev yapacak kadar arazi isterim sizleri çok sevdim aranızda olmak isterim’ Köy halkı birbirine bakınırken muhtar pekala dedi ve anlaşmayı yapmış oldu.Yabancı misafir ilk günden değirmene yerleşti ve ununu öğütmeye başladı Emin ise köylünün onu iki çuval una satmasına içerlemiş ama ona muhtaç kalacaklarından emin bir şekilde beklemeye başladı.Hafta sonu geldi ve köy ahalisi unlarını almaya geldiler herkes daha önce aldığının üç katı un alıp evine geri döndü gel gelelim bu un kimseye yar olmadı köylü ne ekmek yapabildi nede başka bir şey unların içi taş kırıntılarıyla doluydu resmen kum gibi olmuş ve unla karışmıştı köylü üzgün,sinirle toplandı değirmen başına yabancı şaşkın Emin ise buruk ve bir o kadar kin doluydu önce köylüsüne döndü ‘İşte gördünüz iki kaşık azık için komşunuzu arkadaşınızı düşünmeden sattınız karşılığında aç kaldınız üstelik bana da muhtaç kaldınız ‘ Köylünün başı öne eğildi.Emin yabancıya döndü bu sefer ‘hey oğul biz bu toprakta büyüdük buranın buğdayını da biz biliriz taşını da,bu topraktan yer almak için kalp kırıp hile yaparsan saygınlığından da olursun sevgimizden de.İşte beni atıp değirmenin başına geçtin ama bir hafta un değil taş öğüttün ,sen o değirmenden neden az un çıkar bilirmisin? İki saat un öğütürsen iki saatte değirmen taşını cilalaman gerekir yoksa taş parçalanır ununa karışır.Un öğütemedin ama değirmenin sırrını öğrendin sen şimdi git kendi memleketine iki saat geziyorsan iki saatte insanlığı düşün,emek nedir,sevgi nedir saygı nedir adet nedir görenek nedir yol yordam nedir bunları düşün bunları öğren.iki saat gözünü çalıştır iki saat kalbini cilala yoksa bu hayatta daha çok taş öğütürsün’

Template by - Abdul Munir | Daya Earth Blogger Template